20060401

f

Beatrice ile konuşurken bir garip noktaya değindik. ilişkiler ve güç..

bu iki kavram yanyana düşünüldüğünde her zaman ilintisiz gelecektir. ben seni seviyorsam sana neden güç göstereyim; o kadar güçlü ve bunun peşinde isem seni neden seveyim gibi.. aslında iş tam olarak da böyle değil, unutmayalım ki insan orijinal paketinde bencillik aksesuarı ile birlikte çıkar ve temel içgüdülerinden biri de ne olursa olsun kendi hayatını devam ettirmektir: 'evet, seni seviyorum ama bu kadar da değil, bana bunu yapmana izin vermeyeceğim. '

bu tartışma çok kolay bir şekilde aşk ve gurur isimli yazı dizisine de dönüştürülebilir. ayrımı koymak gerekirse gücün içerisinde tabii ki gurur da vardır lakin bazen yalnızca karşımızdaki diğerin ne tepki vereceğini iyice anlayabilmek, kendi sınırlarımızı net bir şekilde gösterebilmek, ben buyum bakalım sen nesin diye sorabilmek için dönüp baktığında pek de mantıklı olmayan şeyler yapabiliriz.

bilemiyorum ne kadar açık oldu ya da sizin hayatlarınızda bir yerde durdu mu ama çok basit bir örnek vermek gerekirse: sevgiliniz der ki ben buraya gitmek istemiyorum, aslında söylemesinin bir nedeni de sizin vereceğiniz tepkidir; evet mi hayır mı? sizin vereceğiniz cevabın deli gibi gitmek istiyorum olacağını varsayalım. bu durumda bir evete bir hayırımız olacak ve çok belirsiz güç çatışmaları da konuşmanın arasına girecek. kim kimin istediğini ön plana alıyor, kim kendisini daha fazla boşverecek, kim bir çatışmadan kaçınmak için evet demeye daha yatkın gibi belli parametreler aslında hep yukarıdaki örnekteki gibi durumların birikmesi ile belirleniyor. tek başına değil ama toplamda baktığınızda enterasan.

Beatrice der ki bir ilişkinin tamam ya da devam noktalarında gözden geçirilenler arasında bu güç bağlantıları da vardır; kısaca her zaman kazandığınız ve kaybettiğiniz birşey sizi mutlu etmeyecektir. ki benim tezime göre brliktelikler sırasıyla 1, 3, 6 ve 12inci aylar olarak devam eder (bilenler için fibonacci serilerini hatırlatmalı), sen de ay sonları geldiğinde cebindekilere bakarsın.

comment yazanlara bu sefer cevap vereceğimi belirtirim. merak ediyorum, ikiden fazla gelecek mi?

8 yorum:

sickprincess dedi ki...

Commentler azalinca arttirmak icin cok akillica olmus. Silenzio'cum seni seviyoruz cok haklisin mukemmel yazmissin..

ahhbuben dedi ki...

comment sayısına etki eden parametreleri belirlemek için diğerlerini sabit tutarak tek değişkenle oynamanız gerekir.


siz bu postunuza fotoğraf ekleyip, commentlere cevap yazacam deseydiniz belki bir sonuç çıkatarabilirdik.
anlatamadım gibi.

neyse bugün pazar, dinlenme eğlenme günü.
çok gerekirse size bir analiz programı çıkartabilirim :)

silenzio dedi ki...

dear no sun, mesele zaten bunun belli belirsiz oluşu. tabii ki bööle birşey yazmama rağmen ben de evet ya da hayırların çeteresini tutmuyorum, tutsan bi yere varamazsın zaten. bu daha derinde dile gelmeden olan birşey, ister istemez yani.

diğer anlamayan arkadaşlarım, mesele 10 comment gelmesi değil, bu yazı entrasan bir yazı, abuk sabuk şeyler yerine buna comment edilmesini görmek istediğim için sona öyle bir ibare koydum.

mtlda dedi ki...

Şu an dehşet içinde ikili ilişkilerden bir bok anlamadığımı farkettim. Güç, gurur, yok efendim bencillik filan; hiçbirinde bir mtlda kokusu alamadığımı itiraf etmeliyim. Ama silenzio bana yeni ufuklar açması açısından çok faideli bir yazı kaleme aldığını söyleyebilirim: Annem içeride uyuyor olmasa, "Ahanda bu yüzden kaybediyorum ben!" çığlığı atabilirdim.

Şimdi şöyle ki, erkek ve kadın diye ayrılan iki güruhun farklı sebepleri, düşünceleri, analizleri ve hatta kafa yapıları olduğuna inanıyorum. Bir erkeğin asla bir kadın gibi düşünebileceğine inanmıyorum. Dolayısıyla senin yazdıklarını da, bir erkek için geçerli olabilitesi yüksek ilişki maddeleri olarak algılıyorum. Özellikle "güç" meselesini.

"Evet seni seviyorum ama bu kadar da değil, bana bunu yapmana izin vermeyeceğim" gibi bir madde en azından benim için asla ve kat'a geçerli değildir. Böyle durumlarda fena halde inatçı, sorgulayıcı, hiç olmadığım kadar tepingen (hö?) bir tavır takınırım.

Son paragraftaki Beatrice'in önermesinin bir kısmını destekliyorum.

Her zaman "kazandığınız" bir ilişki sizi mutlu etmez.

silenzio dedi ki...

Şuna katılırım: yazdıklarım genelde erkekler açısından geçerli lakin benim şansıma gördüğüm kimseler de buna yatkın düşünebilirler; tabii benim sevgililerim genelde zeki kızlar oluyor ve onların da takıntılarından biri de bu galiba.

Şunu netleştirelim: ben de gurur manyağı falan değilim yapılınca da bana komik gelir hatta bana gurur yapacağına git resim yap derim fakat bunlar hep arkaplanda aklımızdan geçenler

Bana bunu yapmana izin vermeyeceğim demem demişsin ama sonra da inatçı tepingen demişsin, akroştiş mi yaptın, bizi mi yedin anlamadım 

Maalesef ööle, her zaman kazanınca tadı çıkmıyor..

skoer dedi ki...

ne iliski ne de hayat bir yaris degil ki 'kazanani' olsun.

gaia dedi ki...

olayın başına bakmak lazım bence; sevgilin ya da arkadaşın ile beraber eğlenmek, bi'şiler yapmak güzeldir tabi ki, ancak şart olmamalıdır. hiçkimse birini sevdiği için istemediği yerlere gitmemeli, gitmek zorunda bırakılmamalıdır. he arada sırada olur tabi, hatır için çiğ tavuk yenir yani...ancak birilerini sevmek adına istemediği şeyleri yapmamalı insanlar kardeşim! bunun sevmekle ya da sevmemekle bir ilgisi olmadığı kayıtlara geçsin lütfen!

bok dedi ki...

galiba aşk biraz da kendi sesini kısıp o kişinin sesine kulak vermek..ama bu harbi, katıksız aşklar için geçerli.
eğer bir ilişkinin içine benlik yani nefs dediğimiz şey girerse bu olay ilişkiden çıkıp iktidar muhalefet hadisesine döner.
ben senin için şu şu fedakarlığı yaptım sen parmağını bile oynatmadın ya da niye ben geliyomuşum sen benim istediğim yere gel gibi.
o zamansa bu ilişki dışı şey zaman mekan kavramları arasına takılı kalır ve muhtemel bir kavga+gürültü+patırtı gibi kelimelerin toplamı eşittir: ayrılık sözcüğüne tekabül eder.