fall etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fall etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20070731

aa

Bazen yazacak bir kelime, üst üste konacak iki dört kelime bulamıyorum.

O kadar yetenekli değilim, o kadar görmüyorum hayat denilen şeyden, o kadar acı çekmiyorum, o kadar da farkında değilim anlaşılan, meşgulüm, yarım saat sonra geliyorum. Camın üstünde asılı bir bekletme kağıdıyım bu aralar, geliyorum, bir yere kadar gittim, hemen geliyorum, beklesenize..

Bir adam bir kadını çok sevmiş bir vakitler, o kadar çok sevmiş ki şaşırmışlar, ne yapacaklarını bilememişler, bilecekleri saate kadar dolanıp durmuşlar öylece. Masallarda olur böyle şeyler, hikaye deseniz sonu var derim, sonu olan şeyleri hangimiz sever ki zaten, demem o yüzden, masallarda denmez öyle şeyler, sus, ayıp, iki minik çocuğa anlatıyoruz aşkı, kocaman kadınların anlamadığı bir dilden ve neşeli bir oğlanın gülmesini sağlayacak kadar basit.

Aşk, üç kontenjanlı harfler topluluğu, neyi neden yaptığını bir türlü bilemeyen, üstüne kitaplar yazılmış aşk, mantık derslerinde sınıfta çakan aşk, iyi bir şarkının akla takılan nakaratı, on defa izlenen film, kapatıyoruz, haydi dağılın..

Nasıl olsa teker teker geri geleceksiniz, iki kişisniz topu topu, düşünürsünüz ara sıra, iki’lemelerin tekil halisiniz her halükarda, cin fikirli kafiyenin şinaslı uyumu, daha fazlasını vaat etmedik zaten, biliyorsunuz, biz size, ben sana hiç yalan söylemedim.

Dedim ya, bir ile biri toplarsan iki eder ancak, çarparsan yazık günah..
f

20070515

f-af

çocukluğundan, o şehirden çok uzaklaşmamalı insan. ilk kaybolduğu sokağı unutmamalı, dönüp geleceği yer orası olacak günün birinde. annesine sarılınca dünyadaki tüm canavarlardan kaçtığını bir zamanlar, harita metod defterinin kıvrılmış kenarına not düşmeli, çünkü birgün o kadar sert düşeceksin ki dizlerindeki kabuklara bakıp hatırlamalısın, eksik olan seni düzeltecek bir ataçmış; bir zamanlar okuldan kaçtığın kadar kolay kaçamayacaksın bazı şeylerden ve şeyler ağır ve şeyler ertesi sabah önlük giyilecek bir alarm çalışı, casionun ışıklı saati. masanın üzerinde hazırlanmış kahvaltılıklar, zeytin, peynir, ekmek ama hepsi o şehrin masasında sanki üstüne yamuk bir yazıyla önemsiz tarihler karalanmış takvimde, herşey devam edip gidiyor; o gün doğan kız çocukları için isim eylül, erkeklere kahramanlık yapana kadar yalnızca el sallıyoruz.

çok uzatmanın faydası dokunmayacak saçlar biliyorum ben, üstüne gelindikçe üssü alınacak cümleleri ödünç verdim, iki kere ikinin beş para etmediği devrin adamı oluyorum kimi vakit, dörde çeyrek yok'luklarından var etmeye çalışıyorum bazen bazı hikayeleri, bir de buzun içine düştüğü şey değil önemli olan, mevzu düşülen şeyin neyi bilip bilmediği.

20070506

f

amerikasyondan geldim ben. ve derim ki her insan hayatının bir portakal diliminde yabancı bir memlekette yaşamalı. amerika dahilinde bu boston olursa daha iyi olur tabii, bir yanı avrupa gibi ama amerikanın o gigantic şeysileri de gayet mevcut. tabii şehirdeki kimsenin birşeye acele etmiyor oluşu, kibarlıkları da artı birşey. nasıl araba kullandıklarını görseniz yavaş çekim falan zannedersiniz, yayalar kırmızı da geçse bile bekliyorlar ve korna sesi yok. harvard ve mit'i de gördüm tabii, mit eh işte ama harvard pek harika bir okul, benim bile yeniden öğrenci olasım geldi.

jet lag denilen şeyi giderken anlamadım ama dönüşte mahvetti. 7 saat kesintisiz uyuyarak dönsem de daha iner inmez bu sarhoş gibi oldum, biraz da evde uyudum ama olacak gibi değil sayın seyirciler, umuyoruz yatcaz kalkcaz normal düzenimize döncez. bir gece klübü çıkışı makyajsız çıkıp kameralara yakalanmış gibiyim.

çok iş var çook.. yaz gelsin, tatil olsun..

20070505

f

beni pek süper dile getiren iki şarkıyı buldum.
birincisi tom jones- it is unusual. ikincisi regina spektor- on the radio

No, this is how it works
You peer inside yourself
You take the things you like
And try to love the things you took
And then you take that love you made
And stick it into some
Someone else's heart
Pumping someone else's blood
And walking arm in arm
You hope it don't get harmed
But even if it does
You'll just do it all again

20070213

f

kafanı dinlemek diye bir tabir vardır ya sanırım bugünlerde etrafımdaki herkesin ona ihtiyacı var. herkesin ama istisna olmadan. hepimiz çok yorulduk, belki de gelmeyen kış yüzünden, herkeste bir isteksizlik, hiç sevmediğim bir kelime ikilisi "yaşama sevinci" sankim o gitmiş, bizler de peşinden yuvarlanıp gidiyoruz.

sabah 8 akşam 5 insanlarız yavrum biz. ne olacaktı ki; kuş kondurmuyoruz, maaşımız her ayın birinde yatıyor kuzu kuzu, çalışıyoruz, mail atıyoruz önce sağa sonra sola sonra tekrar sağa. fiş bile dolduruyoruz emekli kimseler gibi. takım elbiseler giyip evcilik oynuyoruz aslında. önemli kararlar alıyoruz, çok önemli, duysan vaoow dersin bu kararı silenzio mu aldı, vaoow, havalı yani.

biz öğrenciyken haftada 4 defa dışarı çıkardık, 8 defa içeri girerdik, yurdun önünde çekirdek yer, banklarda güvenlik ebeleyen kadar bira içerdik. şimdi her akşam önünden geçtiğim o güzel yurdumun toprakları nasıl yabancı. ulan diyorum senin 2 senen ve bir kıymetli aşkın geçmedi mi o koridorlardan, nasıl olur, nasıl aklına bile gelmez. gelmiyor işte, insan oğlu kuş misali, bugün buradasın perşembe öğlen stockholm. başka bir boşlukta yeniden görüşmek üzere bütün vefasız hatıralarım beni affedip esen kalın.

piç ediyoruz hayatı, ağzımıza yüzümüze bulaştırıyoruz, yaşamak bu mu be, ne ki yaşamak, yaşıyor muyuz jonathan, bi dürtsene beni, bi silkeleyip kendime geldiğim durakta seslensene minibüsçü abiye. olmaz, olmamalı, bir müddet daha yolumuzu kaybetmeliyiz, bulunca basıp gidebilelim diye, böyle olmalı, olur.

bi arkadaşım dedi ki bir ayı daha yarıladık. biz de dedik ki avanslar yatacak, oh. yok dedi, temmuz tatiline az kaldı. anladın sen anladın durumu ya da jonathan bi daha anlatsın.

velhasıl bu sorunun cevabı: 2,5'tan 3

20070204

f

Her sabah uyanıyorum, her sabah. Daha hiç uyanmadığım hiç birgün olmadı.

( yatağın kenarındaki komidinde sigara aradığım sabah durup düşüneceğim. Yatağın üzerine oturup bu hayatın bok gibi olduğunu düşüneceğim. Kızgın olacağım, sana çok kızgın olacağım. Geçecek ama, merak etme)

Sonra çoraplarımı arıyorum, ilk yaptığım şey bu. Yerde duran siyah şeylere bakıyorum, kirlidir bunlar diyerek almıyorum. Çıplak ayaklarla banyoya kadar yürüyorum. Ayağım biraz üşür gibi oluyor, aldırmıyorum.

( Siyah şeylere bakıyorum, hala. Onca kimseden sonra hala Siyah birisini arıyorum kimlik kontrollerinde, garip. Oysa belli ki bir denklemin sonsuza gider deyip çözümsüz kalacak yerindeyiz, belli değil aslında, gitsin mi, bilmiyorum. Hangi köşebaşında karşıma çıkacaksın diye bekleyen hala benim, senin ispatını yapan benim kara tahtaya, aldırmıyorum)

Aynadaki halimle gözgöze geliyoruz. Tereddütlüyüz ikimiz de, her sabah. Uykusunu alamamış çocuklar için okul çantası ne demekse ödevimizi o kadar yapmamışız. Diş macunun kapağını açık buluyorum, ortasından sıkılmış, sıkılmışız. Traş oluyorum akabinde, daha hiç bir yerimi kesmedim, bu sabahın da öyle olması canımı kurtarmak için değil, bunu yazabilmek içindi aslında, belli etmiyorum.

( gecenin bir saati çıkıp yürümek isteyişim bu yüzden, bu mutlumsu yüzle her sabah karşılaşıyorum ben. Sıkıldım, kaç defa söyledim kendime kendini sıkma diye, ödevimizi iyi yapamadım. Sonra sen gelip bir yerimi kesmeye çalışıyorsun, ki sana söylemiştim olmaz diye, canım çok tatlı olduğundan değil, bunu yapmaya çalıştığın için sana izin vermiyorum. Şimdi oyun da sensin, oyuncu da sensin, ben hikayeme geri dönüyorum)

4 kapılı gardropun önünde salak bir ifade ile duruyorum. Giyeceklerini akşamdan hazırlayan kızların tedbirli halleri geliyor aklıma, her sabah 08.12’de. ütülü gömleklerimden birini seçiyorum önce, ütüsünün bozulacağını söylemiyorum kulağına, üstüne büyük ünlü uyumunu bozmayan bir kazak, çekim eki bir pantalon. Dünden kalma giysileri topluyorum bazen, bazen de bırak dağınık kalsın, böyle daha güzel diyorum.

( gömlek giymenin hep çok ciddi birşey olduğunu düşünürdüm yaşım bundan eksi 7 iken, şaka yapılmaz, gülünmez zannediyordum. Lakin iki z’nin yanyana geldiği yerde artık biliyorum ki önemli olan gömlek değil, ütü. Ne kadar düzgün duruyorsun şu hayatta, neyi istiyorsun daha fazla, ne için neyi feda edebilirsin, kırış kırış olduğunda geri gelebilir misin kendine, kaç saatini alır, kaç gününü? )

Çantamı, anahtarlarımı, cüzdanımı, sigaramı salondaki masanın üzerinden alıyorum. Anahtar ve telefon sol cebe, sigara ve çakmak sağa, cüzdan arkada, birşey kaybetmemek için güzel bir alışkanlık. Ayakkabılarımı giydim, askıdan aldım paltomu. Boy aynasında boyumun ölçüsüne bir bakıyorum. Atkım bir de, son olarak onu taktım, biraz zahmetli.

( if you give me pain, sure i give you more; birşey kaybetmemek için güzel bir alışkanlık.. )

Kapıyı kapatıp gidiyorum.

(gidiyorum)