scooters in vacation of fall etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
scooters in vacation of fall etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20100128

f*bakan

Ben başbakan olsam, krallığımı ilan etmek için türlü oyunlar peşinde koşardım, first lady olacağına geçmişin güzel bir kraliçesi ol diye sevgilim, işte sırf bu yüzden ne kadar adamım varsa kirli işler yaparlardı gece onikiden sonra, demokrasi olsun sana feda, zaten bir şatoda yaşayamayacaksak çok da anlamı yok tüm bunların.

Ben başbakan olsam killers dinlerdim, adamlarıma derdim ki gidin bu grubu bulun her kimlerse, çağırın satoya bir konser versinler, zıplayıp tepinsinler, klip falan çeksinler konutun bahçesinde. Hem derdim, hem böyle yaparsak 18-24 yaş arasındaki gençlerden de oy alırız belki, 18-24 yaş arasındaki gençlerin ne bok yiyeceği belli olmaz halbusi, hepsine aşk vaad edelim derdim, en yakın adamlarım olduğu için herşeyi gönül rahatlığı ile derdim, başbakan olmanın en güzel yanı sağ kolu diye anılan sol kolu adamları olması başbakanın. yoksa dinlemez koca başbakan killers falan.

Sen benbakan olsan, günebakan yerdim, senin deyiminle çiğdem çitlerdim önemli temasların akabinde, dış mihrakların tahrikine kapılır yeniden fethederdim izmir’i, kordonda bana bira ısmarlanı isterdim, limontepe’nin yanından geçerken fakir insanları düşünmeni isterdim, birkaç tane yunan bulup birlikte sirtaki yapalım isterdim denize dökmeden önce birbirimizi, izmir valisi olarak kuşları atardım, emekli amcaları yardımcıları olarak, geldiğim gibi geri dönerdim.

Turizm bakanına derdim ki eğer mecburen dış temaslarda bulunacaksak, bana kapalı havası olan bahar memleketlerini ayarla. Zira ancak böyle ülkelerde huzurlu bir şekilde oturabilirim otel odamda ve pek de hazetmediğim birinin elini sıkacağımdan değsin gittiğimize. Çok seversek, vazgeçemeyecek kadar seversek bir şehri, ordumuzu gönderelim de alsın bari, içimizde kalacağına haritamızda kalsın, yazlık diye kullanırız ben başbakan olursam, olmazsam can sağlığı, yaşananlar kar kalıyor insana.

Ben başbakan olsam, bu yazı burada biterdi.

20091217

f

rakıyı çay bardağına koyduğunda dibinde biraz tortu kalıyormuş, sanırım rakısını fazlaca koymaktan, sanırım suyunu az, sanırım kimyasını bozmaktan, coğrafyasından sınıfta kalmaktan rakının, bazen hep aynı şarkının aynı melodisine takılı kaldığımdan, tüm bu olanlar aynı şarkıyı aynı kaçıncı kez dinlemekten, şarkıyı sıfırla çarpmaktan, sana izini kaybettirmekten kelimelerin, beni takip et diye hansel'in yaptığı gibi kafiyeler koyup gelebileceğin yollara, sonra yolun kenarında durup senin çok önemli birşeyin peşinden gidiyormuş bir ifadeyle yürüyüşünü izlediğimden, şimdi bu cümlenin sonunda bir parantezi kapatıp paragrafı başlatmıyorsam, aklının kaybolmuş halini sevdiğimden, rakı diyorduk sevgilim, Sait Faik diyorduk, hansel yazarken H'yi küçük yapmam Sait Faik yüzünden, tiyatronun gişesinde oturan yaşlı adamın gözlüğünün altından bize bakması gibi, tüm bu olanların sebebi belki evimize geri dönerken ara sokaklarda rastladığımız gençlerin koyu renkli deri ceketleri, oysa iyi çocuklardır onlar muhtemelen, senin annen nasıl seviyorsa seni, onlarınki de öyle bakıyordur yüzlerine onlar uyurken, lakin bu kadar virgül hep senin kaybolman için, saklambaç oynasak denizin dibine saklanırım ben, o kadar virgülü koyacak yer bulamam da çanak çömlek patlar sana olan aşkımın şiddetinden, beni o çocuklara sorsan bulursun halbuki, ki ile biten tamlamalara sorsan şıpdadanak gösterirler yerimi, rakı diyorduk sevgilim, rakı tüm soruların en şıkkı, bir kafiye beklentisi oluştu sende sözlerimden, devrik imparatorlukların sıradan sakinleriyiz mademki, 1433'te viyana'nın bir köyünde de olabilirdik şimdi, rakılı bir kafiyeden söz ediyorduk, sakın kaybolma sevgilim, unut Viyana'nın v'si neden büyüyüverdi aniden, zengini fakiri tüm kafiyeleri unut, bildiğin herşeyi teker teker unut, en başa dönelim, en başa dönmüşken bir paragraf açmamam söylesene neden, soracağım demiştim sana, oysa basit, herkes dağılınca bu yazıyı birkez daha okuyacaksın sen, yanında olurum olmam onu bilemem, yüzün bir ifade alacak en suçlu masumlardan, yüzün kafiyelerin en gözlük altından bakanı, aklının kaybolmuş hali, aklın nokta virgül koyu deri ceketli, aklın rakı balık rakı buz, aklın aklımda lades sevgilim, tüm bu olanlar aklını benimkinin yanına koyunca o karışık halini sevdiğimden, daha iyi bir sebebi olması da gerekmiyordu zaten.

20071008

f

pek adetim değildir ama güzel bir yazı gördüm, en azından ilk defa bir camia denirse blogger camiasında ucundan da olsa politik birşeyler.
başka başka şeyler yazacaktım ama bu yazıya bir sayfa yorum yazınca pek kelimem kalmadı. şunu diyeceğim, kendi kardeşim de başta olmak üzere bütün gençlere aslında, nihayetinde 27'sinden gün alıyorum, bu kadar diyebilirim herhalde.
okuyun, ne bulursanız okuyun, ayırt etmeden okuyun, bir değil birden fazla gazete okuyun, tarih kitapları okuyun, politika okuyun, ama okuyun.
bu msn, facebook, internet, kızlar, erkekler, çıkmalar, aşklar, dedikodular, televizyon güzel şeyler, çok da güzel vakit öldürtür adama, ama suyu çıkıyor bakıyorum, kaptırmış giden bir güruh var. pek de hayırlı bir gidiş değil bu.
nacizane bir tavsiye olsun bu.

20070906

f

yazasım var ama ne hakkında yazacağımı bilememekteyim. beyaz sayfa sendromu gibi birşey icat edeyim mesela. şöyle ki az buçuk eli kalem tutan herkes beyaz birşey görünce üç beş kelime yazası gelir, lakin o ilk cümle çıkmaz, ya ekranla ya kağıtla uzun bakışmalar yaşanır, kesişmeler, düşünmeler, gidip yanına konuşamazsın gibi bir durum olur, hahayt, nasıl bağladım. neyse, bundan böyle bu işin bir ismi var işte "beyaz sayfa sendromu" , çok havalı. gidip arkadaşlarınıza, ananıza babanıza söyleyin, bende sendrom var falan diye ama anneye söylemeyin, doktora falan götürmek isteyebilir, posta gazetesindeki aşk doktoruna yaz yavrum diyebilir, olabilir böyle şeyler.

bir sonraki yazımızı eylül'e ayıracağız. eylül dünyanın en güzel 6. şeyi. ikincisi ise bengü'nün şarkısı, senin olmasını becerir gibiyim ama en soğuk yaz günündeyim demiş serdartaç, güzel yazmış valla.

insanın birşeyi özlemesi garip birşeymiş yahum. ben eskiden hiç özleme yeteneğim olmadığını düşünürdüm, öyle değilmiş. bazen gaza gelip bir saat falan özlüyorum, on dakika dinleniyorum, bi daha özlüyorum. hem özlemek kelimesinin içinde z harfi var, sempatik. içinde z geçen herşeyi seviyoruz.

dün dedi ki birisi, bi milyon dolarım olsa hayatta bi daha çalışmam, yarın emekli olurum, ohaa, yaş daha 30 emekli olurum diyor. kaldı ki missilence bilir bi milyon dolar bitiverir mazallah, o herşeyi biliyor, bi milyon dolar yetmez de mi hayatım, yok yok. ayrıca canın sıkılır, kahveye git git nereye kadar, sıkılırsın yahum, benim bi milyon dolarım yok zaten.

bu mudur, bu.

20070808

noope

bir maskeli balo içerisinde olmak eğlenceli birşey. bu resim 3 sene öncesinin merak edenlere. yazının geri kalanında yeni türkünün o parçasına referans vermeyeceğim, bu da merak edenlere. ne meraklı şeyleriz bizleriz, herşeyi merak ediyoruz, herşeyin ucundan bir bilmek hevesi, bilsek bazı şeyleri değiştirmek, bilsek birşey olacak sanki, bilmek ne büyük kötülük kıymetini bilene, bilmek en azından bir öznesini bekleyen fiil, bilmek iki ucu tehlikeli değnek, içi seni dışı beni yakar bir paradoks, bilmek aklının beş bölü üçüyle matematik almak bakkaldan, bilmek iyi kurgulanmış macera filmi..





anladık ki insan kolay kandırılabilir birşey, birkaç zaman sonra herşey rutin, herşey sıradan, herşey bilindik, bu yuvarlak çember, içindesin, dibine kadar çevresi 2xpi, çıksana, olmaz, alıştın artık, en güzelinden alıştın, alışkanlık yavaş bir ölüm biçimi, rahat bir intihar, temiz, suçlanacak kimse yok, geriye kalan mektubunu tahmin ettiğimiz için okumuyoruz sayın ölü, sayın ölü size en içten sevgilerimizi sunarız, bu idealist işler için yazılmış paragraftan anlıyoruz ki sizin cesaretiniz yok, düzenin müzmin bekçisi olarak yeni işinizde başarılar dileriz, amin..

daha ne yazılabilir ki..

20070805

araba, hafıza ve bizim çocuklar


bir insanın araba sahibi olması entrasan birşey. çünkü araba satın alabileceğiniz en büyük şey sanırım. ev gibi değil, ev alırsanız içine girer oturursunuz, koltuk için de aynı şey söylenebilir, abartalım arsa alın, en fazla gider üzerinde tepinirsiniz bu benim arsam diye. oysa araba hem pahalıdır, iki günde bir araba alınmaz, hem de en basitinden bir eşyadır, nasıl saçınızı taramak için tarağa ihtiyacınız var ise bir yere gitmek için de arabayı kullanırsınız. daha da garibi bu kadar para verdiğiniz bir eşyayı sokağın orta yerinde bırakırsınız, kitlersiniz falan ama hak getire.. sıradaki parçamız yeni araba kokusunu sevenler için regina spaktor söyler, "us"..

insan hafızası beni her zaman şaşırtmıştır, genelde şöyle işlemesi beklenir, yeni birşey öğrendikçe geçmişteki önemsiz şeyler silinir, çok da mantıklıdır ki yenilere yer açılsın. peki bu mantığın içerisinde biz neden ilhan iremi unutamayız, bu adam bize ne yapmıştır, bir konser çıkışı posterini görünce aaa ölmemiş dememizin sebebi nedir, bu adam çocukluğumuzun neresinde ne gibi kalıcı bir hasar bırakmış hatta patronumun "başka aklınıza takılan birşey var mı" diye sormasının ardından klasik bir espri ile "peki ilhan irem'e ne oldu?" diye sormama neden olmuştur. seyyal taner de böyledir, yoncimikin abone şarkısını hala ezbere söylebilmem de bunun gibidir, grup vitaminin fatoş almış orağını da ekleyerek biri beni durdursun diyorum.

bugün ağustos eylül taklidi yaptı. ahmakıslatan bir yağmura bakarken balkonda oturuyordum, anladım ki kapalı bir havada balkonda saksı taklidi yapabilirim ve bunu o kadar uzun yapabilirim ki komşular bile farkına varamaz. babam da böyle benim, onu da balkona koysan orada yaşayabilir. birşeyler okuruz, hava yağacak mı arada sırada kontrol ederiz, sandalye kıçımızı acıtınca ayağa kalkar balkon sınırları içinde bir tur atarız ama duruşumuzu bozmayız ailecek.

pazartesi sendorumunu anlıyorum da bu iş giderek salı sendromu, çarşamba korkusu diye yayılırsa o arkadaşlar için üzgün olduğumu düşünürüm. staj yapan gençlere ise bilahire başarılar diliyorum, yani bok varmış gibi bu sıcağın gözünde, vallahi anlamak mümkün değil.

sanırım su bardağını iki elinle tuttuğun zamanlar için seviyorum seni ve o birkaç saniyede gözlerini gözlerime değdiriyorsun.

20070722

f*-

bundan sonra tatil dönüşlerimi seçim olduğu günlere getireceğim. hiçbirşey anlamadım çünkü, ne bitti ne başlıyor, baskın da olmayacak mecliste, hayırlısı herbirşeyin artık.

fekat yediklerim içtiklerim benim olsun, böyle teker teker şunu yaptık bunu yaptık da yazmayacağım tabii ki genç kızlar gibi ama, en bir süper tatilimi geride bıraktığımı belirtmek isterim; aksiyon, kafa dinleme, sebaha kadar dens, gün görmedik denizler, bu kısımda erol evginden işte öyle birşey isimli parçayı arka plana koyabilirsiniz.

bu 15 gün boyunca, şu bitmekte olan talihsiz pazar gününe kadar bilgisayarımı bir kere açmadım, işi hiç aklıma getirmedim, maillerime hiiç bakmadım. mutluyum, gururluyum, babalar gibi tatil yapıp herşeyden uzakta kaldım, öğrencilikten geçmiş çalışan arkadişlerime da tavsiye ederim. sanırsınız ki bir aydır burada yoktum çünkü.

yarın sabah onca aradan sonra yeniden erkenden uyanacağım, herhalde bütün işin en can sıkıcı kısmı bu, püff diye bir terim var ya, ondan bir demet.

neyse, artık daha bir yazar olacağım, öyle karar verdim tatilde, bir de sigarayı bıraktım, tam öyle değil ama bayağı bir bırakır gibi oldum, bu macerayı da anlatırım.

20070604

f


yaz geldi, yaz o kadar aniden geliverdi ki neyin gittiğini anlayamadık. mevsimlerin birşeylere acelesi var anlaşılan; kış bu sene başka bir romanın konusu, ilkbahar oldu bitti bir yeşillik, yaz korkutucu. sahi sonbahar, o da bu oyunun içine girerse hani sarı yapraklar olmaz ya yollara düşmeyiverirse, eylül sonra, eylül ihanet ederse yağmurlara, bunu kaldıramayız, herşey olur ama bu olmasın.

bazı insanların garip bir yanları var, herşeyi bilen sinema kahramanları gibi bir yanları ama gerçeğinden, sanki sizinle oynamıyorum ama sizi seviyorum der gibi, hani bi derdin olsa gidip anlatacaksın, gençliğimizde sıkça kullandığımız aşmış tabirinden, boşverin herşeyin ben dolularını da gördüm der gibi. bu yetenek gibi god-gift birşey midir yoksa birgün onlardan biri olur muyum bilemiyorum, ne yapmak lazım öyle olmak için, zaman mı, onu bile bilmiyorum, herşeyin hayırlısı.. (bu paragraf murat belge'yi yalı gezisinde görmenin ardından tribute olarak yazılmıştır)

bazense çok bilmek tehlikeli ama daha kötüsü çok bilmeyi bildiğin zaman çok bilemediğini anlayınca oluyor sanırım. Louis kendisi için "arada kalmışların en büyüğüyüm ben" derdi, o vakitler smiths dinlemenin dibine vurmuştuk, sabah üç-beş . anladın sen onu, anladın cidden.

bu f birşeyin birşeyi değil ey meraklı kimseler, öyle manalı şeyleri öylece harcamayacak kadar akıllandık en azından. bu f öylesine dokulmuş bir harf. bir kere bulunmuş ve anlamlı taklidi yapan bir kaçamak. sizler için beck'ten geliyor, lost cause..

"there’s a place where you are going
you ain't never been before
no one left to watch your back now
no one standing at your door
that's what you thought love was for"
bu kadarcık..

20070318

f-a

300 isimli filmin beni benden aldığını, fragmanını on iki defa izleyip yarısında kendimi kaybedip " analarını sikicezzz.." diye yerimden fırlayarak julia'nın bana aldığı yumruk şeysine gittiğimi, iki gündür kendimi bir italyandan ziyade Sparta'lı gibi hissettiğimi belirtmek isterim.

film hakkında aman efendim çok şiddet var, yok paşam çok çizgifilmsel, ay ben nazik bir kızım gelemem öyle şeylere gibi ön yargısal yaklaşımı olanlar iş çıkışında kapının önüne adamlarını toplayıp gelsinler, 2 Sparta'lı ile kafalarını gövdelerinden ayıralım, kapansın bu konu.

sparta'dan memleketimize geri dönersek gazetenin arkasında gördüğümüz "eşcinsel masal kitapları yasaklandı" başlıklı habere ait kitap kapağı resmi missilence ile beni gülerken iptal etmişti. linkten de görebileceğiniz gibi masalın ismi "king & king". oha yani, ulan ne yapıyorsanız yapın da bir masalı alet etmeyin bari..

sonracığıma bizim mahallede hala sepeti uzatarak bakkaldan birşeyler alan teyzenin yaşadığını farkettim, ne kadar nostaljik, günümüz fast food dünyasında internetten söylüyoruz herşeyi ama sepetin içinde çırağa biraz bozuk para bırakmak kadar güzel değil sanırım, komplike hayatlarımız basit şeylerin altındaki ufak gülümsemeleri kaçırıyor, no problem, chippuan kazanıyoruz, fena mı?

onu bunu bilmem, Sparta candır, Leonaidus kralımızdır..

20070131

f

birkaç yazıdır bahsi geçen yatak altı ped (ped deyince gülen ve aklına orkid gelen kızlar var aranızda) nihayet denenmiştir.

çoook faydalı birşeydir, 50 yeni ytl'e alınabilecek en bi güzel şeydir. arkadaşınıza doğumgününde hediye alacaksanız bu sefer kitap almayın, uyku pedi alın, vallahi sizi ömür boyu öper, öpmezse bu kutsal davranışınız ve uykuya olan saygınız nedeniyle ben öperim, masaj bile yaparım.

yuvarlanıp gidiyoruz be sevgili günlük, bakıyoruz da herkes öyle. gerçi ne olmasını bekliyorduk ki, hiç birimize uzaya gideceğimiz tarih söylenmedi sanırım. mesela ben missilence nedeniylen mutluyum en azından, işlerim de yolunda, işim gereği yakında hayvanlar gibi seyahat de edeceğim, dünyada en çok istediğim 12. şey olan guper bir müzik sistemim de var (gazeteyi spor sayfasından okumayanlar için bakınız harman kardon). e daha ne isteyeyim..

isteyecek yapılacak gidilecek alınacak bir sürü şey bulunur da neden yaşamak için başka bir şehir, gülmek için ufak bir neden kolayca bulunmaz.. virgülü eksik hayatların soru işaretlerini dinlediniz, bu sefer cidden herşey yolunda.

20070122

f-l


Ne zaman wallpaper dergisini okusam, GQ’nun fashion sayfalarına baksam, Zegna vitrininin önünde her durduğumda, 30'unda bir kadının Louis Vitton çantasına gözüm takılınca kendimden geçiyorum.

I love luxury and aesthetics and style and design and smart people.

bir nike kramponun önünde 10 dakika kaldığım da oldu, gisele bündchen çıktığı zaman kalbime birşey oluyor da diyen benim, yan masada oturan kızın küpesi güzel diye çıldıran da ben oldum, sadece sesi çirkin diye ilgilenmediğim kimseler de biliyorum. sevebileceğim kimseyi önce kıyafetleri ile değerlendirecek kadar basit de olabiliyorum bazen. taksimin bir pasajından alınmış şeyleri kendine yakıştıranları da saygıyla selamlıyorum. marka giymek için giyen arkadaşlara da güldüğüm doğrudur.

yapabilecek birşey yok, iki açıdan da: yukarıda bahsi geçen şeylerin yarısından fazlasını alamadığım, almaya çalıştığım daha basitleri yüzünden battığım da doğrudur. asgari ücretle geçinen ailelere karşı yanlarından geçerken mahçup olan da benim, bu da doğrudur, inanın inanmayın.

ulaşılamayan güzellik adaletsizliktir. önemli olanın iç güzelliği olduğu da kısmen doğrudur, bunu bir bmw'den bekleyemezsin mesela. kimseye güzel doğup doğmamak istediği sorulmaz ya da zengin birinin kızı olup churcavel'de kayağa gitmesi tercihine bırakılmaz. bir dünya kurulur, içinde yerini alırsın, aldıklarınla mutlu olmaya çalışıp daha iyi bir tanesi için didinirsin, because there is always one better. daha iyi bir insan olmak için, daha güzel birisiyle birlikte olmak için, daha iyi anlaşabildiğin arkadaşların olması için, daha şık bir elbise giyebilmek için. kimileri bunu farketmeden yapar hepsi bu, bense salak gibi size anlatmayı tercih ediyorum.

neriman bi baileys koy da içelim hayatım? ne dersin şık olmaz mı?

ps: bu yazıya yargılayıcı bir comment gelirse muhatap olmayacağımı anlamış olmanız lazım.