20050506

hayır, vesile

sabahtan beri dört bardak su içtim. oha yani, bu ne ya, insan dediğin bir saat içinde en fazla bir bardak içebilir, öyle programlamışlar, sistemin dışına çıktım ben, matrix oldum. artık benim için çok geç arkadaşlar siz kaçın kendinizi kurtarın, kendinizi kandırmak daha iyi, matrix kocaman bir yalan aslında.

gerçi benim Su'ya karşı zaafım var, belki hepsi bu yüzden, belki herşey bu yüzden.

bu hafta hayırlısı ile biterse önümüzdeki maçlara daha bir güzel bakacağız, bu hafta bir abukluk var çünkü bünyede, anlayamadık. aslında anladık da anlamamazlıktan geliyoruz, (gelinebilecek en iyi yerlerden biri budur) bu bir hafta dahilinde içinde inciler barındıran dalgınlıklarımdan müsadenizle bahsetmek istiyorum.

  • arabanın kapısını bir akşam evin önünde, bir akşam da alışveriş merkezi otoparkında kilitlemeden bıraktım. (ruhsat falan da içinde, ilgilenen olursa haber vereyim, alsın götürsün, temiz, bakımları yapılmıştır)
  • televizyonu açık unutup işe geldim. (ilgilenen olursa evin de adresini vereyim, biri gelip izlesin, film falan da izlesin)
  • üzerinde iki saat çalıştığım meşhur exceli sigara içmeye inerken save etmeden kapattım, durumu anlamadım tabii, güzel güzel sigaramı içtim, sonra yukarı çıktım, excel yok, otur ağla, lakin yıkılmadım, ayaktayım.
  • asıl bomba budur: yer küçücük bir dükkan, birşey beğeniyorum, deneyeyim ben bunu diyorum, görevli amca veriyor, aha bunu dene diye, kabin sırası bekliyorum, böyle perdeli saçma kabinlerden, kızın biri çıkıyor içeriden, giriyorum, mis gibi oluyor bir insana bu kadar yakışabilir tişört ( amandaaman), çıkıyorum dışarı, bir de boy aynasında bakayım, orada 3 tane kız daha oturuyor, bana bakıyorlar falan zannedip geriliyorum (söyledim çok yakıştı diye hatırlarsanız), neyse buraya kadar herşey normal, gerilince tabii acele ediyorum çıkartıp gideyim diye, kabine doğru seri adımlar, insan bir düşünür değil mi kabinde biri var mı diye medeniyetsiz şahıs, taaa taaaa, perdeyi bir açıyorum, süpriz, liseli bir kızcağız içeride, değerli arkadaşlar böyle bir durumda kızlar hemen gögüslerini kapatıyormuş, yani bu gerçekmiş yalnızca filmlerde olmuyormuş, refleksmiş, bunu öğrendik, utandım tabii, kız da utandı, hayvanlık diz boyu, çok pardon falan dedim, hemen kapattım perdeyi ama ayıp yani, kızcağız gene olgun çıktı, bağırmadı falan, ben kız olsam direk koymuştum kafasına çantayı.. kaçtım gittim dükkandan, rezillik..

dün akşam da ütüyü bıraktım prizde (buna fişte diyenler de oluyor, dövelim onları, bakın ben de'lerin onur savaşına destek vererek ayrı bile yazıyorum, önemli şeyler bunlar) Louis uğrayınca bu odada (bakın bu da eki pitişik yazıldı) garip bir koku var dedi. şöyle bir bakınınca parkede duran ütünün parkeyi ütülediğini farkettik, Louis hayatımı kurtardı yani, büyüksün Louis, tabii parke de güzel bir ütü silüeti çıktı, umarım ev sahibi de (bunu pitişik yazdım sonra kendi ayrıldı, alıştılar artık) silüeti sever, benden sonra mutlu mutlu yaşarlar..

nefret ediyorum caponlardan.

sanırım aklım Su'da.. (sanırım bu da'nın yapabileceği bir şey yok)

4 yorum:

simiole paris carnet dedi ki...

su'cugun acilen gelmesi lazim galiba :)

mtlda dedi ki...

"su'cuk" hah! tam oldu bu.

ahahaha :o)

eva green dedi ki...

brezilya dizisi gibi takip ediyorum, hadi bakalım...

silenzio dedi ki...

kendisine aynı espriyi yaptım gitmeden önce, kafama vurdu: "Güle güle Su'cuk"