20101209
sayfa
20101012
f*ç
Aklımın ucundan cümleler uçuşuyor da sana adam akıllı uslu ne yaptığını bilen virgülsüz herşeyin farkında bir şarkı yazamıyorum sevgilim.
Birbirimizi kandırmanın da çok manası yok, kabul edelim, böyle günlük güneşlik havalarda insanın aklı deniz kenarına gider, işten erken çıkar eski bir türk filmi izler evde, haylazlık yapmaya alışırsa bir insanın beyni, çekilecek acıları eskiciye eski bir radyo karşılığında verir, sonra deniz kenarına gider, bu kafayla yazılar ancak ciddi dertleri olan, daha ziyade 23 yaşındaki kız ve oğlanları etkiler, geri kalan sağlar biraz düşünüp aslında çocukluğumun ortabirindeki bir akşamüstüsünü özlediğimi kolayca fark eder, tanımadığım bir şehirde sokak arasında kendimi annemlerin biraz arkasında yürürken gördüğümü fark eder, o küçük çocuğun uyumadan önce şimdinin pi katı kadar fazla düşündüğünü not eder, birbirimizi kandırmanın bir manası yok, bunu böyle kabul edelim, ne kadar asık surat, ne kadar uykusuz gece, o kadar satır sevgilim, herşeyin bir karşılığı var, kabul edelim.
Hayat akıp gidiyor, biraz bundan bahsedelim, bırakalım boş konuşmayı. Hayat akıp gidiyor, sözü uzatmayalım sevgilim, bak eylül eylül diyorduk, geçti gitti başımızın üzerinden. Bir parça eylülün kırk yıl hatırı vardır hüzünlü memleketimde, bilirsin. Ben eylüle hep darılırım böyle aniden gittiğinde, bunu bilir ve üzerinde durmayız sevgilim. İkimizin arasındaki hukuk çok mahkeme eskitir, çok su götürür, çok iyi yalan söyler, çok insanın kalbini isteyerek kırmıştır, çoktan seçmeli bir c şıkkıdır, ismini duyduğun ama daha önce hiç tanışmadığın birisinin elini sıkmak, tanıştığımıza memnun oldum eylül.
20100915
f*-otobüs
20100904
f***
20100621
f*d
Oyle adamlar var ki mardin'de yasiyorlar, mardin ki benim kalbimin yuzde besi, sen tut(ma) bu adamlar oranin taslik evlerinde yasasinlar, yuzleri hep gulsun genellikle bazen ama hep. Bu adamlarin bir suru cocuklari var, o cocuklar bizim gibi yabanci olduklari kiyafetletinden degil yabanci bakislarindan anlasilan yabancilara ara sokaklardan gecen kestirmeleri gosteriyor, kestirsen bile uzun degil mardin, olsun, o cocuga butun aksamustusunu bize verdigi icin dondurma alayim diyorum, en pahalisindan degil en ucuzundan, almiyor, annem bana hergun aliyor diyor, utangac, kestirme, yanimizdan uzaklasiyor.
Bazi adamlar bazi kadinlari cok seviyor da degismiyor dunya, boyle mi degisecek zaten, benimki de laf, soz, kelime.
Simdi dunyanin ismini burada ansam yok artik kentinte adamlara bakiyorum. Adamlarin acelesi var ama caktirmiyorlar. En kodamanini da goruyorum, cok iyi bir kariyer, guzel elbiseler, karizmatik falan, eli cebinde konusan adamlar karizmatik oluyor zaten, ah bu adamlar neler biliyor da soylemiyorlar.
Bir de otelin lobisindeki anlamsiz masada, ben ne zaman gecsem ayni masada oturan bir baska adam goruyorum. Benim uzmanlik alanim birsey yapmadan durabilmeyi beceren adamlar, lakin bu adami pek anlamiyorum. Sanki birseyler anlatmaktan yaklasik sekiz sene once vazgecmis de oylece duruyor, ayni masa, kestirmesini bildigim kucuk otelimin odasina sessizce geciyorum.
Bu anlattiklarim sevgilim, hayat memat meselesi aslinda, sana tuyo vereyim.
Hayat dedigin birgun bitiyor nihayetinde, e maalesef oyle. Zaten manasini arayan arkadaslarla konustuk, bunu beni boyle biliyor saglam adamlar.
Son kelimemizden devam edersek, adamlar diyorduk degil mi, adamlar, bazi adamlar kocaman sehirlerde buyuk kucuk, kalan adamlar az kimsenin bildigi yabanci kentlerinde kucuk kucuk, birbirinden habersiz yasayip gidiyorlar. Hep bir fazlasini istiyoruz hayattan, ustu aman sakin kalmasin, derdimiz dersimiz bir sekil mutluluk, nihayetimiz fin, bu bana garip geliyor bazi zamanlar.
20100429
20100416
f*keane
20100322
f*tv
20100307
20100301
f*you wasted it
20100128
f*bakan
Ben başbakan olsam, krallığımı ilan etmek için türlü oyunlar peşinde koşardım, first lady olacağına geçmişin güzel bir kraliçesi ol diye sevgilim, işte sırf bu yüzden ne kadar adamım varsa kirli işler yaparlardı gece onikiden sonra, demokrasi olsun sana feda, zaten bir şatoda yaşayamayacaksak çok da anlamı yok tüm bunların.
Ben başbakan olsam killers dinlerdim, adamlarıma derdim ki gidin bu grubu bulun her kimlerse, çağırın satoya bir konser versinler, zıplayıp tepinsinler, klip falan çeksinler konutun bahçesinde. Hem derdim, hem böyle yaparsak 18-24 yaş arasındaki gençlerden de oy alırız belki, 18-24 yaş arasındaki gençlerin ne bok yiyeceği belli olmaz halbusi, hepsine aşk vaad edelim derdim, en yakın adamlarım olduğu için herşeyi gönül rahatlığı ile derdim, başbakan olmanın en güzel yanı sağ kolu diye anılan sol kolu adamları olması başbakanın. yoksa dinlemez koca başbakan killers falan.
Sen benbakan olsan, günebakan yerdim, senin deyiminle çiğdem çitlerdim önemli temasların akabinde, dış mihrakların tahrikine kapılır yeniden fethederdim izmir’i, kordonda bana bira ısmarlanı isterdim, limontepe’nin yanından geçerken fakir insanları düşünmeni isterdim, birkaç tane yunan bulup birlikte sirtaki yapalım isterdim denize dökmeden önce birbirimizi, izmir valisi olarak kuşları atardım, emekli amcaları yardımcıları olarak, geldiğim gibi geri dönerdim.
Turizm bakanına derdim ki eğer mecburen dış temaslarda bulunacaksak, bana kapalı havası olan bahar memleketlerini ayarla. Zira ancak böyle ülkelerde huzurlu bir şekilde oturabilirim otel odamda ve pek de hazetmediğim birinin elini sıkacağımdan değsin gittiğimize. Çok seversek, vazgeçemeyecek kadar seversek bir şehri, ordumuzu gönderelim de alsın bari, içimizde kalacağına haritamızda kalsın, yazlık diye kullanırız ben başbakan olursam, olmazsam can sağlığı, yaşananlar kar kalıyor insana.
Ben başbakan olsam, bu yazı burada biterdi.
20100118
K

Geçen kafenin birinde gördüğüm 19 yaşındaki genç çiftin koyu sohbetlerini uzaktan izlediğimde birbirlerini pek tanımadıklarını düşündüm, sonra aslında masanın iki yanında tam da bu işi yapmaya çalıştıklarını farkettim. Ben 19 yaşında olsam aşık olmazdım, K olurdum. Oğlanın da kızın da birbirlerine yalan söyleyebileceğini düşündüm, kızın masum olduğunu aklımdan geçirip oğlana haksızlık yapmadım, ikisine birden acımasız davrandım ama bunu onlara söylemedim, çünkü ben 19 yaşında olsa idim ve hava o günki gibi ü’lü yağmur yağsa idi, imla hatası yapmamak için evimden çıkmazdım. Bir an çocuğun solcu bir gruba mensup, yerini sayılı insanın bildiği buluşma yerlerine giden, bunu da birazcık kızlara hava atmak biraz da özgürlük, demokrasi, halkların kardeşliği için yaptığını hayal ettim. Benim ismini bile bilmediğim gasteleri okuyan çocuk, karşısındaki kıza halklar diyecekti, kardeşçe yaşayabilmeli. Böyle asi yanı bulunan solsolsolcu insanları sevdiğimi garsona söyledim, çay da getir bana dedim, yaşım büyüdüğünden beri garsonlara paşa diyorum, paşa dedim yazıyı kaybetmeyelim, çocuk da anlattıkça anlatıyor zaten kıza, sen bana çay getir paşa dedim, malum, ben on9 yaşında değilim. İşte o sırada kızın aklından yaşlı bir teyze geçti, soğuktan ellerini ovuşturarak camiden çıkmış bir amca tam karşısında durdu kızın aklının, kızın aklından yerleri süpürürken başka başka şeyler düşünen kapıcının karısı geçti, kızın aklı durdu, önce sağa baktı sonra sola, sonra tekrar çocuğun paylaşamadığı soluna, sonra bir karışıklık oldu orada, sonra kızın aklı uçuşuverdi, oğlan dedi ki ne tür kitaplar okuyorsun sen, bu oğlanın da bu soruları, ben ondoku9 yaşında olsam karşımdaki kıza hangi çiçeği seviyorsun diye sorarım, neden etek giymiyorsun sen hiç diye sorarım, saçlarını kurşunkalemle topluyor musun ders çalışırken diye sorarım, biraz büyüyünce seni buralardan kaçırsam benle gelir misin diye sorarım, kızın aklı uçuşuverdi, geri döndü sonra masaya. Birilerinin bu çocuklara 10-9 yaşında olunan aşkların en fazla 4 sene iki ay sürdüğünü söylemesi lazım, karşılarına oturtup gençler demesi lazım (çocuk dersen dinlemezler çünkü), gençler sizin bu işin sonu yaş, oğlan zaten solcu, iyi çocuk dürüst çocuk doğruya doğru, ama kızım bundan koca olmaz demesi lazım, kızım demesi lazım, sana ne söyledi o aklının durmuş halleri bir anlatıver demesi lazım, lakin ne ben de ne paşa da öyle bir azim var. Bizim masada artık yarım bardak çay var, karşı masada solcu bir oğlan, uçuk kaçık bir kız var, paşa bile inandı anlattıklarıma, benim aslanlar gibi 1dokuz yaşım var.
20100110
Queen

Bazen gençliğim’in baharındaki gibi hareketli rock parçalar dinlemek istiyorum. Lakin hiç metallica tişörtüm olmadı ve lise birde böyle şeyler yapan çocuklara zuzaylılar gibi bakan da bendim. Tabii metallica hareketli rock demek değil, az biraz müzik bilgim var, kafam da bir miktar karışık olabilir.
Şöyle anlatayım; uzunca bir müddettir aslında şu anda yaşadığımız hayatın birkaç sene sonra en güzel vakitlerimiz olarak aklımıza geleceğini yazmak istiyorum. Yani geçmişe mazi denir ve mazi nedense hep güzeldir ya, o mazi yarın sabah uyanacağımız gün bir bakıma. Mazi uzun zamandır görmediğimiz arkadaşlara benziyor değil mi? Yolda ortak tanıdığınız birine sorabilirsin: “ sahi mazi napıyor, hanidir görmüyorum?” çok da mantıklı, mazi hanidir gözükmeyen birşey, tanım gereği. Nedense hep güzel ama, en azından benim için, Tanrı’nın sevdiği kullarının sağ açığında oynuyorum ondan, pardon sol, elde sağ ayakta sol kullanıyorum, şöyle anlattım, oldu bence.
Bir de yol kenarında arabayla geçerken gördüğüm adamlar var. Bu adamların çeşitli işleri mevcut, kimisi karşılaşmamızın farkında olmadan karşıya geçmek için benim geçmemi bekliyor, kimisi çöplerden birşey toplayıp koyduğu çekçek arabasını sürüklüyor, kimisi sigara içiyor ve bunu dikkat çekici yapıyor, uzaklara falan bakıyor, zaten sigara içeceksen uzaklara bakman lazım, diyorlar ki öyle olunca sağlığa yararı bile varmış, konumuza geri dönecek olursak rock parçalar yoruyor beni artık, bir de diyorlar ki hikayenin sonunda herkes ama herkes ölüyormuş, sigara düşkünleri, metallica çocuklar, Queen Elizabeth ve kafası muz ortaya karışıklar.
Normalde, beni bilen bilir, bu yazı burda biterdi Mercedes, ismi Mercedes olan kadınlar olması kolombiya’nın taşrasında, ilginç. Ama nedense Pazar gecesinin kendi kendine büyüyüveren baş harfinde, sana sendromlar satın almak istiyorum ikinci el, sana az dinlenmiş temiz şarkılar, sana uyumana yetecek kadar ninni ve masallar, bu cümlede bir ve kullanma hakkımız var ise, bu seni bana bağlama işlevi gören bir ve olsun sevgilim, sen anlat ben dinleyeyim ama en sonunda herkes ama herkes ölüyormuş, hüzünlü ama öyle diyorlar, bu sebeple kendimizi çok üzmeyelim.
Normalde, bu yazı burada biter.