20071203

f

medyamızın içinde bulunduğu duruma bakınca içimde bir yerler sızlıyor, mızlıyor.

en çok satan gazetemizin Posta olduğu gerçeği beni benden alıyor mesela, gerçi bu durum milliyet lehine değişti galiba son zamanlarda. neyse, posta isimli gazeteyi bilenler zaten anlayacaktır facianın boyutunu, uyduruk ama memleketimizin bam teline basacak, basmak ne kelime teli koparacak şekilde seçilmiş haberler, 3. sayfasında en güzellerinden facialar, arkada bikinili kız resimleri, tam bir kompozisyon. okumak için değil de bulunsun şöyle bir bakalım gazetesi. aslında daha elim olan şey, bir tabloid olarak nitelendirebileceğimiz ve bu haliyle hoş karşılayabileceğimiz postanın bu yapısının metamorfoz geçirerek Hürriyet abisinde tecelli etmesi. çok defa hakikaten birşeyler okumak adına ve inatla bu insanlar bu gazeteyi neden bu kadar ciddiye alır diyerek elime aldığım bu gazetenin sayfalarını on dakikada hızlıca geçiveririm, çoğu zaman spor haberlerine bakmak için arkadan başlarım. birkaç köşe yazarını okumak için ciddi çaba gösterdim, olmadı. (Oktay Ekşi'yi bu sınıftan muaf tutarım) Cumhuriyet okumayı da denedim, bana her seferinde çatık kaşlarıyla konuşan aksi bir adam gibi geldi, sürekli bir kızma hali beni kızdırdı belki. Zaman mesela entrasan gelmiştir hep, arada sırada çeşit olsun diye aldığımda bir sol gazetede okumayamayacağım yorumlar görmüşümdür, dizgisi de fevkalededir. Milliyet arada kalmış diye düşünürüm, sonra doğan medya grubunun segmantasyon yaparak o arada kalmış kimselere bu gazeteyi çıkardığını farkederim, ne cumhuriyet gibi sert ne de hürriyet kadar genel. ne okuyup seviyorum derseniz, tahmin etmek de çok zor değil, Radikal tabii ki. zaten bu memlekette biraz entel geçinen herkes radikal okur, cnbce izler, budur maalesef.

konuya fazla bir yanlı baktığımın farkındayım, herkes radikal okuyacak ya da her gazete radikal gibi olacak gibisinden bir dünyayı arzulamıyorum ama o herkesin içinde cidden şu memleket için iki gram kafa patlatması gereken benim etrafımdakileri hürriyet resimli mecmuasında kaybedivermeyi de pek hazmedemiyorum. kahvehanelerdeki kimseler postanın bulmacalarından farklı birşeyle ilgilensin istiyorum, uçakta bulunan 150 kişiden hepsi değil ama yarısı bir kitap okusun, elinde bir gazete tutsun diliyorum, iki saat boyunca uyumayan ama bir satır birşey okumadan boş gözlerle oturan o kadar çok insan gördüm ki.. dikkat ederseniz at değil, belediye otobüsü değil, en okumuş kimselerin bindiği uçaktan bahsediyorum.

bütün gezegende günde dört saat ortalama televizyon izleme süresiyle biz çılgın Türkler ilk sırada geliyormuşuz, kendimizi tebrik ederim. yüzde kaçımız bilinçli bir televizyon izleyicisi, en azından ben değilim, televizyon kapandığı zaman yatağa gidileceği saplantısını hala kafamdan atamadım maalesef, hiçbirşey izlemesem bile o çocukluktan gelen "ses yapsın" mantığı hala geçerli. hadi beni geçelim, sabah yayınlanan kadın programlarının hala delisiyim. geçen gün yine bir semra hanım faciasına şahit oldum. bu nasıl bir mantıktır, bu kadın ayan beyan çocuğunu öldürdü ama şimdi de inatla kızı için televizyona çıkıyor ve insanlar bu garip kadının hayatını merak edip saatlerce izliyor, nasıl bir eğitimsizlik, nasıl bir cehalettir bu. gelin ile kaynanaların kavgaları ve yıllar sonra buluşan kayıp kimselerin dramları bu kadar mı çekici gelir insanlara, bu insanların hayatları bu kadar mı boş ve macerasızdır, ne kadar yazıktır bir farkeden çıkmaz mı, o farkeden bu memlekette eğitimin ciddi bir kısmının bu ekranlardan geçtiğini görüp birşeyler yapmaz mı, reyting paraları uğruna yapmamak daha mı kolaydır, bilemiyorum.

BBG ve yetenek yarışmalarının o hezeyanlı dönemini atlattık, en azından buna sevinebilirim.

1 yorum:

skoer dedi ki...

şildi öğrendiğime göre bbg bitmiş ama semranım hezeyanı hala devam ediyormuş. bilmiyorum ama acı gibi.